Gazeteci Derviş Sönmez, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in “sosyal konut” politikalarına sert sözlerle yüklendi. Sönmez, CHP’li Seçer’in sol ve halkçı söylemlerine karşın uygulamada yüksek kâr odaklı, rant temelli bir belediyecilik anlayışı benimsediğini savundu. “Değerli arazileri dar gelirliye veremeyiz” açıklamasını ideolojik bir kırılma olarak niteleyen Sönmez, Seçer’i “piyasa solculuğu” yapmakla eleştirdi ve sosyal konut vaadinin sınıfsal ayrışmaya dönüştüğünü ifade etti.
Türkiye’de bir süredir tuhaf bir siyaset türü revaçta:
Ağızda sol söylem, uygulamada sağ politika.
Rozette altı ok, masada kâr-zarar tablosu.
Sansasyonel Haber’in bugün akşam yayınladığı “Vahap Seçer’in ‘Sosyal Konut’ Maskesi Düştü Mü? Dar Gelirliye Söz Verdi, Zengine Lüks Konut İddiası!” başlıklı haberi görmüşsünüzdür.
Dar gelirliye umut diye sunulan projeler, bugün “değerli araziyi fakire veremeyiz” cümlesine sıkışmış durumda. Bu cümle, sadece bir teknik açıklama değil; bir zihniyet itirafıdır. Bu söz, solun, halkçılığın, sosyal devlet anlayışının reddidir.
CHP’li Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, dilinden “sosyal belediyeciliği”, “halkçılığı”, “eşitliği” düşürmeyen bir siyasetçi. Ancak iş uygulamaya geldiğinde karşımıza çıkan tablo, ne yazık ki sol politikalarla değil; tüccar mantığıyla, kâr hesabıyla, arsa rantıyla şekillenmiş bir belediyecilik anlayışıdır.
Yani artık “piyasa solcusudur!”
Seçer açıkça şunu söylüyor:
“Değerli arazileri dar gelirliye veremeyiz.”
Bu cümle, sosyal demokrasinin mezar taşına kazınacak bir itiraftır.
Bu söylem de gösteriyor ki, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, bu yeni tip “piyasa solculuğunun” tipik örneklerinden biri haline gelmiştir. Net…
Sosyal konut tartışması, meselenin özünü bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Çünkü burada sadece bir imar planı değil, bir sınıf tercihi vardır.
Sol siyaset ne der?
“Yoksul da merkezde yaşar.”
“Değerli olan herkesindir.”
“Kent hakkı sınıfsal ayrıma kurban edilemez.”
Peki Seçer ne diyor?
“Merkez zengine, kenar fakire.”
100 metrekarenin altında, şehrin dışında, arsa değeri düşük bölgelerde “idare et” denilen bir yoksulluk planı bu. Bu, sosyal politika değil; mekânsal ayrımcılıktır.
Bu sol değil.
Bu düpedüz kapitalist şehirciliktir.
Bu, 80 sonrası kurumsallaşan rant belediyeciliğidir.
Bugün Mersin’de savunulan model şudur:
Önce kıymetli arsaları lüks projelerle pazarlayalım,
Sonra elde kalanla yoksula küçük, ucuz, sıkışık alanlar yapalım.
Bu anlayışın adı sosyal konut değildir.
Bu, sınıfsal ayrıştırma projesidir.
Şehrin dışına itilen yoksul, görünmez kılınıyor. Bu, solun değil; yeni yetme kapitalistlerin planıdır.
CHP’li bir belediye başkanının ağzından “kâr elde edeceğiz” cümlesi çıkıyorsa, burada durup düşünmek gerekir. Çünkü belediye şirket değildir. Belediye borsa oyuncusu değildir. Belediye, halkın son kalesidir.
Ama bugün o kale, İmar A.Ş. tabelası altında piyasaya açılmış görüntüsü veriyor.
Sosyal konut şerhiyle alınan arsaların lüks projelere dönüştürülmesi iddiası, basit bir teknik detay değil; siyasi bir tercihtir. Bu tercih, yoksuldan değil; zenginden yana yapılmıştır.
Ve bu tercih, CHP’nin tarihsel kimliğiyle taban tabana zıttır.
Altı okun anlamı;
Devletçilik, halkçılık, kamuculuktur.
Altı okun anlamı;
“Değerli olanı sat, fakire ucuzunu yap” değildir.
Bugün Vahap Seçer’in savunduğu şey;
Kırmızı rozet takmış bir piyasa aklıdır.
Buradan açıkça yazıyorum:
Eğer dar gelirli vatandaş, şehrin merkezinde oturamıyorsa;
Mersin’in kıymetli toprakları sadece parası olana açılıyorsa;
Belediye “kâr” kelimesini “adalet”in önüne koyuyorsa…
Ortada sosyal belediyecilik yoktur.
Vahap Seçer bugün bir yol ayrımındadır:
Ya CHP’nin halkçı, eşitlikçi, sol değerlerine dönecek…
Ya da tarihe, sosyal konut vaadiyle rant üreten belediye başkanı olarak geçecektir.
Sosyal konut şerhiyle alınan arsaların, lüks projelere evrilmesi; Mersin halkına verilmiş bir sözün açık ihlalidir.
Mersin halkı artık şu soruyu soruyor:
Bu şehir halk için mi yönetiliyor, yoksa rant için mi?